Atatürk’ü görünce kendini kaybetti!

Çok değil, bir asır evvel ülkesi talan edilen, imparatorluk toprakları üzerinden cetvelle devlet dağıtılan, cümle alemin saldırdığı coğrafyanın çocuklarıyız…

Sıradan, köksüz bir geçmişin değil sadece Anadolu coğrafyasının bin yıllık mimarıyız…

İşte böyle bir millete reva görülenleri; dedelerimizden, büyüklerimizden, tarihi kayıtlardan, notlardan, belgelerden biliyoruz.

Dolayısıyla; bizim üzerimizde yaşadığımız toprağa ve bu toprağı özgür bir vatan kılarak üzerine devlet inşa edenlere saygı göstermek, bu saygıyı her geçen gün yüceltmek zorundayız.

Bunu da en başta eğitim alanında yapmalıyız.

Yapmalıyız ki yarınlarımız daha güçlü olsun… Yapmalıyız ki; gençliğimiz, ödenen bedelleri daha iyi idrak edebilsin…

Ancak ne mümkün…

Kifayetsiz, çapsız, kasabadan çıkamamış kafalarla gencecik dimağlar zehirleniyor… Hem de ne zehir!

Dolayısıyla insan düşünmeden edemiyor… Acaba gençliği; ona, buna değil de yine kendilerine, gençliğe mi emanet etsek!

Dünden beri bu sorunun cevabını arıyorum…

İşini hakkıyla, adabıyla yapan eğitimcilerimizi ayrı yerde tutuyorum. Özellikle lise çağındaki çocuklarla uğraşmak sabır, metanet ve disiplin gerektiriyor. İşleri gerçekten zor…

***

Yer İstanbul Bahçelievler Anadolu Lisesi…

10 Kasım’dan dolayı öğrencilerden bir tanesi Mustafa Kemal Atatürk’ün resminin basılı olduğu bir tişörtle okula geliyor…

Yaptığı eyleme ne yorum yaparsanız yapın bu çocuğa kızamaz, bağıramaz, onu arkadaşlarının içinde küçük düşüremezsiniz… Takdir edersiniz, en azından bir tebessüm edersiniz…

Lakin bırakın takdiri, teşekkürü, gülümsemeyi…

Kahvehane ağzıyla konuşan bir şahıs (okul müdürüymüş) tarafından gururu incitiliyor bu gencimizin…

Müdürle öğrenci arasında şu konuşmalar geçiyor:

Müdür: “Yarın öbür gün başkası başka birinin fotoğrafıyla gelir, ötekisi bir başkasının fotoğrafıyla o zaman ne olacak!”

Öğrenci ders niteliğinde bir cevap veriyor: “Hocam Atatürk biri değil ama…”

Bu cevap üzerine müdür adeta kendini kaybediyor… Atatürk sanki bir düşmanmış gibi… Aynen şunları söylüyor:

“Evet Atatürk de biri! Sence hangisi önemli, biri de Hz. Adem’in doğum gününü kutlasın, Hz. Adem’in resmini koysun. Biri ‘Fatih’in doğum günü ben Fatih’in resmiyle geleceğim’ desin? Nasıl olacak? ‘Ben böyle geldim’ diyorsunuz böyle bir şey yok! Burası senin babanın yeri değil, Atatürk de senin babanın uşağı değil. Benim için Atatürk ne ise senin içinde o. Kendi kendine sanki Atatürk’e yakınmış gibi numara çekiyorsun… Ee Türkiye’de herkes 10 Kasım’da saat dokuzu beş geçe Atatürk’ü kutluyor. Ben böyle geldim ne demek!”

Müdür hızını alamıyor “Adamı dinden imandan çıkarmayın” diye söyleniyor, bu şekilde derslere giremezsiniz diye de kesin talimat veriyor…

Yetmemiş olacak ki şu seviyesiz cümlelerle devam ediyor: “Benim içimden donla gelmek geldi, donla mı geleyim okulun bir kıyafeti var donla mı geleyim. ‘Benim içimden böyle geldi’ diye bir açıklama mı olur, ne demek ben böyle geldim. Ben sana soruyorum niye böyle geldin, ‘benim içimden böyle geldi’ diyorsun, benim içimden fistan giymek geldi. Neden kıyafetlerinizi giymiyorsunuz adamı dinden imandan çıkarıyorsunuz, törene kadar derse girmeyin!”

***

İşte bu şahıslar okullarımızda eğitimci oluyor, yetmiyor müdür pozisyonuna kadar yükseliyorlar.

Geçtiğimiz aylarda İstanbul Silivri’deki müdür ve müdür yardımcıları sınavlarında yaşanan hak gaspını yazmıştık. Torpilin ucu bucağı görünmüyordu… Sınavlar göstermelik yapılıyor, AKP’nin sendikasından gelen isimler doğrudan müdür oluyordu! Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma açtığını duyurdu… Peki sonuç? Unutuldu…

İşte böyle bir tablodayız…

Memleketin kurucusunun resmini taşımak; azarlanma, hakarete uğrama sebebi olabiliyor.

Bu karanlık kafalara sorsanız “Okulun bir disiplini var, yok efendim ben burada düzeni sağlamakla yüklüyüm” diye zırvalarlar…

O işler öyle olmuyor arkadaş!

Bu ülke, gençlere emanet edilmiştir. Onlara “Atatürk” üzerinden hakaret etmek, aşağılamak, küçük düşürmek kimsenin haddi değildir!

Bahçelievler Anadolu Lisesi’ndeki o öğrenci kardeşlerimizin alınlarından ayrı ayrı öpüyorum…

Çıktıkları yol kutludur… Kurtuluş Savaşı’nı kazandıran milli direnç, milli şuur bu çocukların kalplerindedir.

‘Fistanlı’lar kaçacak delik ararken, o çocuklar bu ülkeyi kurmuştur…

Birilerinin Atatürk açılımının karşılığı da buraya kadardır. Bahçelievler’de yaşananlar; yıllardır gerçekleştirdikleri eylemlerin en acı meyvesidir!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.