Sokaklarımız İhanet Kokuyor

Bitlis Valisi Orhan Öztürk makamında gazetecileri ağırladı ve bir konuşma yaptı:

“Diyarbakır’ı karpuzu, kadayıfı ile tanırız. Ama Diyarbakır’ın algısı ne? Diyarbakır Belediyesi’nin BDP’li olması ile işte Kürdistan’ın başkenti olması ile tanınıyor.”

Vali Öztürk’ün bu açıklamasını Türkiye’nin getirildiği durumu görmemiz açısında örnek olay olarak değerlendirmeliyiz.

***

Öyle bir ülke düşünün ki;

Sanatçısı PKK’ya tepki gösterdi diye linç edilir,

Sokakta PKK paçavralarını müdahale eden vatandaşları saldırıya uğrar,

Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’nde Türk bayraklarına saldırılar düzenlenir,

Öğrencisi üniversitede, korucusu yolda, askeri nöbette şehit edilir.

Tüm bunların üzerine Valisi de “Benim aklıma Diyarbakır deyince, Kürdistan’ın başkenti geliyor” derse o memleketin fabrika ayarları bozulmuş, üniter yapısı büyük bir saldırıya uğramış
demektir.

***

Valinin sözlerini dil sürçmesi olarak değerlendiremeyeceğimiz ortada… Hala özür dilemediğine göre düşüncesi, fikri, algısı bu demektir…

Şimdi birileri çıkıp “yok vali iyi niyetliydi, yok aslında öyle biri değil” gibi martaval okumasın, neyin ne olduğu gayet iyi biliniyor.

Böyle kendini bilmez, ne dediği belli olmayan adamları, bürokrasinin başına getirir, vatandaşın kaderini onlara teslim edersen, vatandaş ne dese haklıdır.

Benim kardeşim, akranım, ailem; sokakta, evde huzurlu yürüyemiyor, bunun hesabını veremeyen Vali, çıkmış ahkam kesiyor.

Türkiye’nin en kalabalık şehri İstanbul’un göbeğinde, Taksim’de “gerilla” şarkıları söylenip, tepki gösteren vatandaşın üzerine “sen faşist misin” diye anında onlarca kişi yürüyor.

İstanbul’un işgal günlerinde bile bu kadar ihanet kokan sokaklarımız olmamıştı.

İşgal kuvvetleri önce Ege’den, sonra Çanakkale’den usulca geçip İstanbul’u işgal ettiklerinde herhangi bir direniş göstermeyip, kraldan çok kralcı kesilenler, Milli Mücadeleyi engellemeye çalışıyorlardı.

Bugün de farklı bir durum söz konusu değil.

Kanla, canla, inançla, azim ve kararlılıkla aldığımız topraklarımız, yurdumuz, vatanımız tehdit altında, hem de dört bir koldan. Birileri de kurumlarımızın anayasal sorumluluklarını yerine getirtmemekte ısrarcı.

Çözüm süreci der, PKK’lı serbest bırakılır,

Erkler savaşıyla yargı birbirine kırdırılır,

Özgür üniversite adı altında, PKK’lılar kampüslere doldurulur,

PKK’ya yönelik operasyonlar durdurulur, asker kışlaya kapatılır,

Vatandaşın vergisiyle, parasıyla her sene makam araçları yenilenir, PKK’nın talepleri olan çok dilli yayınlar yapılır, sonrasında da “analar ağlamasın” denilir. İşler terse gidince de PKK aniden “eli kanlı örgüt” diye telaffuz edilmeye başlanır.
İşte bu zihniyet, Bitlis Valisini görevine atayan, bu sözlerine rağmen hakkında soruşturma başlatmayan
zihniyettir.

Ekonomi tepe taklak giderken, Türküm diyenlere garip gözlerle bakan insanlar her yeri sarmışken, yanı başımızdaki coğrafyalarda iç savaş adı altında yüz binler öldürülürken mutlu olabilmemiz mümkün değildir.

Vali ve onun zihniyetine “artık yeter” demek zorundayız.

Bu memleketin vatandaşları olarak; ailemizin, çocuklarımızın sokaklarımızda özgürce dolaşabilmesini, bayrağımıza yönelik saldırıların engellenmesini, dolayısıyla bizlere yapılan meydan okumanın durdurulmasını istiyoruz.

Vergilerimizle oluşturduğumuz kurumların masum vatandaşı değil, teröristi sorgulamasını istiyoruz.

Sokaklarımız ihanet kokarken, bahar gelmiş bize ne!

BİR HATIRLATMA

Ayrıca Vali’ye bir hatırlatma… Diyarbakır denilince bir devlet yöneticisi olarak aklınıza Ziya Gökalp’ı getirirseniz bu memleketin kuruluş esaslarını öğrenebilrisiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir