Milliyetçiliğin Değişimi

Türkiye’deki akımların en aksiyoner, en hareketli yapılarından biri olan “Milliyetçi düşünce” günümüzde nasıl ve ne şekilde davranmalıdır?

Bu sorunun esaslı bir düşünce sistemi ve yeni bir bakış açısıyla yeniden yorumlanması ihtiyaçtan da öte gereklilik halini almıştır.

MiLLiYETÇi TEPKi
Milliyetçi düşüncenin dayandığı temeller “Türk-İslam Ülküsü” esas alındığında Hoca Ahmet Yesevi’ye, sadece “Türklük” esas alındığında Göktürklere kadar dayandırılabilir.

Göktürk kitabelerinde “millet” bilincini esas alan, lideri öne çıkarıp, “budun”un, milletin geleceğini düşünen anlayış, bugünkü milliyetçi düşüncede de hala etkin konumdadır.

Ülkenin mevcut yapısını koruma eğilimi ve Türk kimliğine sahip çıkma ön plandadır.
Ancak bu bakış açısı son dönemde kısır bir döngüyle sınırlandırılmakta, fikri potansiyel doğru değerlendirilememekte, entelektüel birikim düşüşe geçmektedir.

Düşünce ve fikir adamları üretimindeki yetersizlik dikkat çekmekte, sokak ağzıyla “hadi gidelim, sokağa inelim, saldıralım” algısı sanki bir gereklilikmiş gibi zihinlere yerleştirilmektedir.

DEĞiŞiM VE GELiŞiM

Milliyetçi düşüncenin yeni bir açılımla, kendisini yenilemesi siyaset kurumuna büyük bir zenginlik getirecektir.

Türkiye’deki siyasi kamplaşma hala laik-anti laiklik üzerinden kendisini ifade etmektedir. Bu durum, vatandaşın lehine değil aleyhine olmaktadır.

Milli kimlik yapıları, milli devlet yapıları oturmamış ülkelerde; siyasi kargaşalar, terör olayları, kimlik çatışmaları ve ayrışmaların olduğu bilinmektedir.

Türkiye’nin de ulus-devlet sürecine geçiş aşamasında yaşadığı en kritik ayrışma belki de bu noktada kilitlenmektedir.

MECLiS’TEKi MiLLiYETÇiLiK

Aksiyoner düşüncenin gençleri esir aldığı kanaatte, lidere biat esas olmakla birlikte, lidere atfedilen “sorgulama” ve “emre itaat” gibi konuların tartışılması mümkün değildir. Bu durum modern yönetimlerde ve demokrasilerde terk edilmiş bir uygulamadır.

Milliyetçi düşünce kendisini ifade edebilecek potansiyele sahip olmakla birlikte, milletin tüm unsurlarına seslenebilecek bir karaktere sahiptir.

Sadece salı günleri gündemi değerlendiren grup toplantılarının dışında; sendikal çalışmaları, eğitim projelerini, yazarlarını ve fikir adamlarını yetiştirme gibi girişimlerin ortaya çıkarılması gerekmektedir.
Tüm bunlar için de adres sadece MHP yönetimi değil, milliyetçi düşüncenin kendisidir.

Sadece siyasi örgütlenmenin girişimleri milliyetçi düşünceyi beslemeyecektir. Dolayısıyla asıl görev kadrolara, genç nesle düşmektedir.

Bu düşünceyi besleyecek yegane unsur taşınılan değerlerin farkına varmak ve bu değerleri doğru işleyebilmektir.

“Şehitler ölmez vatan bölünmez” derken son dönemde ülkemizi de birincil derecede ilgilendiren bölgesel gelişmeleri çok iyi okumak ve değerlendirmek gerekmektedir.

Dolayısıyla yargılar, düşünceler ve potansiyel iyi okunmalı, hedefler ve gelecek doğru ifade edilmelidir.

Tüm millete seslenmesi gereken bakış ve yaklaşım, “kardeşlerine” zaman zaman “hain” damgasını vurmamalıdır.

Bu damgalama ve dışlama “düz düşünmeye”, daha doğru bir ifade ile “öğrenilmiş çaresizlik” algısına neden olmaktadır.

Sonuç olarak milliyetçi düşünce istişareye, yeni fikirlere açık olan; dinleyen, düşünen ve sorgulayan bir kimliğe bürünmelidir.­­

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir