MHP’de Söylenmeyenler

7 Haziran seçimleri sonrasında çözüm süreci ve oluşan güvenlik açığı ortamı MHP’ye yaradı. MHP birden bire kilit parti haline geldi.

Ancak siyasi ustalık bile gerektirmeyen bu ortamı değerlendirmekten çok uzak bir MHP gerçeği ortaya çıktı… Söylemler, kampanyalar, davranışlarla avantaj dezavantaja dönüştürüldü.

Vatandaşın gözünde MHP yönetimi uzlaşmaz, problemli, ülkeyi yönetmekten uzak, ciddiyetsiz olarak görüldü.

Partiyi hedef alan kapsamlı yayınları, kitlesel çalışmaları okumaktan çok uzak bir MHP yönetimi gerçeği vardı.

Üst üste atak yapacakları yerde tüm takım halinde savunmaya geçtiler… Dahası birçok yıldız oyuncularını da kenara çektiler… İçeride kavgalı bir takım gibi gözüktüler.

Seçim kampanyası profesyonel olmaktan uzaktı, insanlara ümit vaat etmediği gibi, güven de vermedi; “sen bilirsin” demek vatandaşa güven vermez “siz bize güvenin, yaparız, yapabiliriz” mesajı verilmesi gerekirdi.

Partinin kamuoyunda öne çıkan isimleri kalmadı… Bahçeli tek tük çıktığı televizyon programlarında “Bana Mister No demeyin, hayırda hayır vardır deyin” gibi muhteşem çıkarımlarda bulundu.

Doğru düzgün bir miting bile tertip edilemedi. Basınla diyalog kurulamadı, kanallara çıkarılan adaylar seçmeni yakalamaktan son derece uzaktı.

Seçim sonuçlarını iyi okuyup birbirlerine kenetlenecekleri yerde partinin ekran yüzleri ve kitlede karşılığı olan kişilerle uğraşmaya başladılar.

Her zaman olduğu gibi enerji içeride tüketilmeye başlandı.

Bu tablonun en önemli nedeni özgüvensiz yönetici modelidir.

Özgüveni olmayan, makamının tehdit altında olduğunu düşünen tüm yöneticiler, alt kademelerde “hain, casus” ararlar. Bir süre sonra bu durum travmatik bir alışkanlık haline dönüşür. En tehlikelisi de bu alışkanlığın uzun yıllara yayılarak devam etmesi halidir.

PEKİ NEDEN

Çok uzun analizler, değerlendirmeler, çıkarımlar, sayfa sayfa yazılar yazmaya gerek yok aslında. Lider-Teşkilat-Doktrin’e sığınıp kendilerini güvenceye alanlar, partinin diğer gelenekleri söz konusu olduğunda ortalarda gözükmüyorlar.

Kendi kardeşlerini, dava arkadaşlarını düşman gibi görüp, onun biraz yükselmesinden, parlamasından rahatsızlık duyan bir zihniyetin başarıya ulaşma şansı yoktur.

İki lafından birinde lidere sadakat bildirme kaygısı taşıyan adayın toplumun hassasiyetlerini anlayabilme kaygısı geri plana düşmüş demektir.

2007 yılında Ülkü Ocakları’na operasyonlar düzenleyen paralelcilerin kanallarının önünde polisle çatışanlar, Fırat Çakıroğlu’nun cenazesine bile gitmediler. Davasının takipçisi olmadılar. Fırat hakkında hazırlanan “Fırat’a mektup var” kitabına dahi “şu isimler olsun, şunlar olmasın” diye müdahale ettiler.

Cengiz Akyıldız’ın katledildiği saldırıyla ilgili hesap vermesi gerekenlere hesap sorulmadı. Vali, emniyet müdürü hakkında soruşturma bile açılmadığı gibi, olayda yer alan 10 kişiden sadece 1’i tutuklu.

Kısacası makamları, konumları tehdit altında olunca aslan kesilip, bir numaralı dava adamı olanlar, söz konusu davanın çıkarı ve o davaya gönül verenler olduğunda ortalarda gözükmüyorlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir