Fırat’ın Annesi “Ana” Değil mi?

Dolmabahçe’de yapılan toplantı sonrasında PKK’yı temsilen HDP’li Sırrı Süreyya Önder, hükümetle mutabık kaldıkları maddeleri açıkladılar.

Halbuki “çözüm” sürecinin başladığı günlerde de benzer bir atmosfer söz konusuydu. Belirli medya organlarında, sürekli yapılan haberlerle örgütün silahlı militanlarının sınır dışına çıktığını iddia ediliyordu. Ancak öyle olmadığı kısa bir süre sonra ortaya çıkmış, hatta bölge valilerinden birisi dayanamayıp “PKK’nın gittiği filan yok, aksine daha da güçleniyorlar, dağ kadrosunu güçlendiri-yorlar” demişti.

Her devletin kurulmuş olduğu belirli esaslar, kurucu unsurlar, değerleri ve milli bir karakter yapısı vardır. Kimlik tartışmalarının sürekli olarak çıkartılması, devletin kurucu unsurlarının tahrip edildiği, Kurtuluş mücadelesinin basite indirgendiği bir dönemden geçiliyor.
Aslında gelişmelere, üretilen bilgilere gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşıldığında toplumun hafızasıyla oynanmak istediğini görüyoruz.

Bu temelde: “Cumhuriyet’in kurulması aslında Kürtlere yapılan bir kötülüktü, Kürtlere söz verilmesine rağmen gerekli hakları verilmedi, Türk kimliği dayatma ile zorla kabul ettirildi, PKK terörü de bundan doğdu” gibi tezler ileri sürülüyor. Tabiatıyla PKK’yı meşru gösterme çabaları yoğunlaşıyor. Dünya üzerinde, milli kimlik yapısının, kültürel değerlerin bu kadar saldırıya uğradığı, bu denli hiçe sayıldığı başka bir milli devlet modeli bulunmamaktadır.

Kitle iletişim araçlarının kitleler üzerindeki etkisi hala yoğundur, güçlüdür. Türkiye’deki medyada üretilen içerikler de kitle üzerinde “inandırıcı” etkileşimler oluşturmaktadır. Dolayısıyla aslı astarı olmayan, siyasi erklerin istedikleri gibi yönetebilecekleri, hayali “düşman”lar oluşturup, hayali “amaç”lar ortaya koyabilecekleri bir yapı doğmaktadır.

Böyle bir sistem içerisinde gerçeği görmek, vicdanı ortaya koyabilmek çok kolay değildir.
İnsanlar sizi yanlış anlayıp, yaftalayabilirler, yazacağınız, konuşacağınız her söz aleyhinize kullanılabilir.

Ancak biz vicdanımızla, mantığımızı birleştirip; tertemiz insanları acımasızca öldürüp, terör, şiddet üzerinden rant sağlayıp, sonra da “barış” adı altında dezenformasyon sağlayanları konuşmak zorundayız.

Analar ağlamasın diyenler, Ege Üniversitesi’ndeki kardeşimiz Fırat’ın annesini hangi “ana” statüsüne koymaktadırlar ki hiçbir işlem yapmamakta, gerekli önlemleri almamakta, ailesine taziye telefonu bile açmamaktadırlar!

***

Dolmabahçe’deki manzara ölü doğan anlaşma metni “sevr”i hatırlatmaktadır.
Eğer bu metinden sonra; KCK, PKK ve alt örgütlenmeleri, insan öldürmeyecek, bomba patlatma-yacak, sokakta vatandaşları tehdit etmeyecek, uyuşturucu, kadın ticareti, gasp, kapkaç gibi olaylara karışmayacaksa,

Eğer bu süreçte; Türkiye’nin yakın coğrafyalarında oluşturulan Kürt etnisitesine bağlı Batı destekli de-facto yapılar son bulacaksa,

Üniversiteler, devlet kurumları, belediyeler PKK’lılardan temizlenecekse amenna.
Ama bunların hiçbiri olmayacak, PKK istediği gibi adam öldürüp, sokaklarda dolaşacaksa bu ölü doğan bir anlaşma niteliğinde, yok hükmündedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir