Bahadır Dinçaslan

Terör Kıskacında Üniversiteler

Bahadır Dinçaslan / Haberiniz.com.tr

Esen olsun.

Yazılarımda sık sık değinirim, milliyetçilik Fransız İhtilali ile doğmuş değildir. Milletlerin kolektif bilinçaltından beslenen iptidai milliyetçilik yüzyıllar boyunca gelişerek, Fransız İhtilali sonrası eski dünya ülkelerinin aldığı yeni halde yeni bir konuma gelmiş ve farklı bir mahiyete kavuşmuştur.

Şüphesiz bu evrim üzerinde uzunca durulabilecek ve hakkında sayfalarca yazı yazılabilecek bir evrim, ancak bu yazıda bir noktaya dikkat çekeceğim: Milliyetçiliğin aldığı yeni halde, milliyetçilerin üstlendiği görev, bir nevi “toplumsal sınıflaşma-uzmanlaşma” neticesinde, “milli şuur ve hafızaya bekçilik etmek”tir.

Bu yazıda, milli şuur ve hafızaya bekçilik eden bir yazarın bir kitabını tanıtacağım. Değerli dostum Batuhan Çolak Bey, “Terör Kıskacında Üniversiteler” başlıklı bir çalışmaya imza attı. Altın Post yayıncılıktan çıkan kitap, terörün doğuş sürecini ve üniversitelerde nasıl yapılandığını anlatırken, “terörle mücadele”de yapılan hataları, kirli işleri ve insanı hırstan ağlatacak manzaraları da gözlerimiz önüne seriyor.

Türkiye’de cemaat ve AKP zihniyetinin hakimiyetini kurmasının ardından PKK sanki bir insan hakları sivil toplum kuruluşuymuşçasına yansıtılıyor ve İslami hassasiyetleri manipüle eden bu zihniyet, halkın bilinçaltında PKK’nın “masum, Kemalistler tarafından dağa çıkmaya zorlanmış, aslında kimseyi öldürmek istemeyen sevgi pıtırcığı dost ve kardeş gerillalar” olarak yer almasını sağlarken, PKK’nın asla savunulamayacak, kendi sempatizanını dahi sus pus edecek eylemlerini, keyfine göre ne olduğunu tanımladığı “Ergenekon” öcüsüne mâl ediyor. Lideri tutuklanmış, üyeleri öldürülmüş ya da dağılmaya zorlanmış bir örgütün kendi yönetimi boyunca tekrar güç kazanarak eskisinden de beter baskınları gerçekleştirebilecek bir güce ulaştığı gerçeğini gizlemek için tutulan bu yol, çeşitli yazılarımda değindiğim gibi, “muhafazakar demokratlık neden terbiyesizliktir?” sorusunun cevabıdır.

Oysa gerçek öyle değil, herkes bu “kara propaganda”nın tesirinde kalarak “ya, aslında PKK iyiydi de çevresi kötüydü” demeye başlasa da, biz milliyetçiler gerçeğin böyle olmadığını biliyoruz. Batuhan Çolak da, binlerce haber, metin, belge tarayarak bu gerçeği bilimsel bir düzlemde şüphe bırakmaksızın ortaya koyuyor. “Karşıt görüşlüler kavga etti”den öteye basında yer alamayan üniversite “savaşları”nın iç yüzünü aydınlatırken, “milliyetçi bir genç” olmaktan başka bir suçu olmayan Hasan Şimşek’in ölümüne dair, kurumlar ve sorumlular PKK’lıları aklar ve “olay adi bir suçtan ibaret” derken, gerçek bir gazeteci gibi “fikri takip” yapıyor. (Ki kitaptan öğrendiğimize göre, bu fikri takibin neticesi içler acısı.)

1500den fazla mermi ile şehit edilen 33 askerimizin ölümü bugün goygoy medyası ve safdiller tarafından “Türk askeri kendi vatandaşını öldürdü” diyerek lanse edilirken, Batuhan Çolak, PKK’nın resmi yayınlarına dayanarak “hayır öyle değil” diyor belgeleriyle; şüphesiz girişte değindiğim “görev”imiz tam da budur. Milliyetçilik kuru bir slogancılık ya da beyinsiz bir Vandallık değil, objektif bir “gerçek aşkı” ile milletinin tarihi, hafızası ve şuuruna sahip çıkmaktır.

Terörün gelişim sürecinin genel çerçevesinin dışında, kitabın başlığından da anlaşılacağı üzre, konunun asıl odağı, üniversitelerdeki terör yapılanması. Kimileri, yukarıda değindiğim gibi “karşıt görüşlü öğrenciler” derken, kimileri bu aşağılık saldırılarda milliyetçi gençlerle birlik olup, onların ve milliyetçi olmasa da terörün hedefi haline gelmiş masum Türk evlatlarının safında duracağına, onlara yüksek makamlardan “şöyle yapın yiğitlerim, böyle edin yiğitlerim” demekten öteye gidemiyor. Bu noktada Batuhan Çolak, her birimizin bir şekilde üniversite çağımızda şahit olduğumuz pislikleri açık ve belgeli bir şekilde beyan ederek, gerçek bir milliyetçi gencin ne yapması gerektiğini gösteriyor.

Bizler bu süreçte, medyamız olmadığı ve kimi “bizden olanlar” gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olduğu için etkisiz kaldık, gerçekleri anlatamadık ve halkımız hükümete ve çıkar odaklarının medyasından duydu çarpıtılmış gerçeği. Bugün bütün milliyetçilere düşen, Batuhan Çolak’ın bu çalışmasından insanları mümkün olduğunca haberdar etmek, yaptığı bilimsel araştırmanın tespitlerini kullanarak “gerçeğin tarafında” bir propaganda yapmak ve mümkünse onun yaptığının üzerine koyarak daha etkin değerler yaratmaktır. Zira Batuhan Bey’in bir eser koymuş olması tek başına bir şey ifade etmez, “esen rüzgar”ı tersine çevirmek zorundayız.

Yazara bu faydalı çalışması için teşekkür ediyor, hem fikir ve araştırma çilesine, hem yayın sürecinin zorluklarına tek başına göğüs gerip “lütuf ya da izin” beklemeden gerekeni yaptığı için tebriklerimi sunuyorum.

Ezen bolsun karındaş kalık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir